Pazar'dan sonra, Pazartesi'den önce...
Şöyle bir baktığımda bir süredir blog'u güncellemediğimi farkettim. Aslında dünden itibaren bugün bir güncelleme yaparım diyordum ama klasik bir türlü başlayamamıştım. Fırsat/kısmet şimdiyeymiş. Entry'nin ismini koymak ta kolay oldu gerçi bu sayede. (yine başladım her işte bir hayır vardır konseptine, hadi bakalım...)
başlayalım kaldığımız çarşamba gününden...
(15 Haziran 2005)
Evet, bugün Tuğrul Türkiye'ye dönüyor. Yaklaşık bir ay olmayacak gibi. Paris biraz daha farklı olacak bundan sonra. Sosyalleşmek adına, adım atmaya biraz daha mecbur kalacağım. Bir yandan iyi aslında. Bir başına insan daha bir üretken oluyor/olmak zorunda kalıyor. Sonuçta çok abartılacak bir şey değil tabii ki. Diyelim ki, hayat koşu bandımızın eğimini biraz daha artıracağız, hayat aynı empoda akacak yani, sadece biraz daha zor. Eğim arttığı için kondisyonumuzun seviyesi daha hızlı gelişecek. Paris sosyal kondiyonu elde etmek lazım. Dikkat edilmesi gereken sadece eğimi fazla artırıp, yararı olmayan (anaerobik/oksijensiz) efor haline getirmemek. Normalden biraz daha zor olmasında bir sorun yok tabii ki.
Çarşamba günü, işe gitmek yerine okula uğriim dedim tekrar. Lakin yine sonuç yoktu öğleden önce (var mı böyle bir kullanım?). Cookie beyle dolanıldı biraz. Sonra döndük evde öğlen yemeği. Tuğrul uğradı saat 14:00 gibi, çıkmadan önce en son bir toparlanmak adına. Biraz onunla konuştuk. Cookie'nin veterinere gitmesi gerekiyor bir sonraki Cumartesi, onu not ettim. Çip takıcaklarmış bir de. Hem kimlik, hem de yer belirleyici özellikte olacakmış galiba. Enteresan. Yaygın/sıradan bir uygulama olacak kadar hayata girdiğini bilmiyordum. Bakalım belki Genel Müdür köpeği diyedir. Cumartesiyi beklemeli.
Tuğrul gitti. Ben akşam yemeğini hazırladım. Salata üzerine az pişmiş bir biftek hazırladım. Basit, sağlıklı vs. dikkat etmeli yalnız yaşarken ne yediğine.
Sonrasında Cookie ile çıktık tekrar dışarı. Garip. Bu kadar çabuk herşeyin normal gelmeye başlaması. Resmen bir rutinim olmaya başladı. Bu insanoğlu'ndan korkulur, hemen uyum sağlamaya hazır. Alışık olmadığı şeyler karşısında yaşadığı stresin boyutlarına göre, farklılıklara alışması bir o kadar çabuklaşıyor gibi. Kısacası bakıyor, çevresi sabit(farklı), o zaman kendini değiştiriyor.
Akşam üzeri, notebook'tan biraz anime (dayanamadım, açıklama ekleyeyim: genel uzakdoğu çizgi filmlerine verilen ad. Yalnız bunlar sadece voltron falan gibi olmuyorlar, hatta büyük bir kısmı yetişkinlere hitap eden kendi içinde bir bir film ailesi aslında. Şöyle bir link'te verebilirim, bilgi bazlı olarak.) izledim. 'Noir' diye bir anime dizi var. Bir kısmını daha önce (1-2 yıl oluyor heralde) izlemiş sonra yarıda bırakmıştım. Genel olarak bölümlere biraz göz attım. Kaldığım yeri yarım yamalak bulup, devam etmeye başladım.
Noir'ın hafif ağır temposu, yalnız olma, tekrar erken kalkmaya alışma gibi çevresel etkiler saat 01:00 gibi beni yatağa attı.
Saat biraz geç oldu. Diğer günleri yarın eklemeli.


0 Comments:
Post a Comment
<< Home